Reklam Alanı

Dil nedir? ( Dillerin Doğuşu, Dillerin Ortaya Çıkışı, Dilin Alt Dalları, Dilin Özellikleri, Dilin Tanımı )



Dil Nedir? Dillerin Doğuşu
    İnsanların günlük hayatlarını sürdürebilmeleri için yemeye, içmeye ihtiyaçları olduğu kadar duygularını, düşüncelerini, sevinç ve kederlerini başkalarına anlatabilmeleri için de dil denilen bir anlaşma sistemine ihtiyaçları vardır.
İnsanoğlu yaratıldığı ilk günden beri birbiriyle anlaşma ihtiyacı duymuştur. Bu, birlikte yaşamanın bir gereksinimidir. Bu yüzden dilin tarihi, insanlık tarihi kadar eskilere dayanır.
Dil, en basit tanımıyla, insanlar arasındaki anlaşma aracıdır. İnsan hayatının en önemli unsuru, bir milletin kendisidir. İnsanı insan yapan niteliklerin başında gelir. İnsanoğlunun duygularını, düşüncelerini, isteklerini bütün incelikleriyle anlatmasına, hayatını sürdürmesine imkân verir.

Genel Olarak Dil ve Dilin Tanımı
    Muharrem Ergin dil için “İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessesedir.” (1993, s. 3) tanımını yapmaktadır.
İnsanla birlikte, onun en zorunlu ihtiyaçlarından biri olarak kendiliğinden var olan dil, insanın ihtiyaç duyduğu en önemli unsurudur.
İnsanlar mimik, el, kol hareketleriyle de anlaşabilir ancak en gelişmiş araç dildir.
Nihat Sami Banarlı, “Atalarımızın bize miras bıraktığı en güzel iki şeyden biri vatanımız ise, diğeri Türkçedir.” demektedir. Bu gerçeği çok iyi görenlerden biri de Alman dil bilgini William Humboldt olmuştur. Ona göre, “Bir milletin gerçek yurdu, onun dilidir. Dil, millî dileği belirten en güçlü varlıktır. Millî dil yok olunca millî duygu da çok geçmeden kaybedilebilir.” şeklinde dilin önemini vurgulamaktadır.
Dewey’e göre “Dil, araçların aracıdır. Dil olmadan hiçbir bilgiyi kullanmak, onu başkaları için yararlı kılmak mümkün değildir”.
    Kısa ve öz olarak söylemek gerekirse dil, insan zihninin mahsulü, semboller sistemi ve insanlar arasında bir iletişim sistemidir. Dil, bir toplumu meydana getiren insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan gizli bir anlaşma sistemidir. Dil, işlevi ve yapısıyla canlı bir varlıktır. Dil, geçmişten günümüze bir kültür taşıyıcısıdır. Dil, kendine has kurallarıyla millî bir sistemdir.

Dilin Alt Dalları
 
    Her milletin dil adı verilen ve kendine has özellikleri bulunan bir anlaşmalar sistemi vardır. Kaynaklar, bugün yeryüzünde 2500-6000 arasında dilin varlığından söz etmektedir. Dil-lehçe-şive ayrımının yapılamamasından ve yeryüzünün pek çok yerinde yazıya geçirilmemiş, işlenmemiş dillerin bulunmasından dolayı hâlâ yeryüzündeki dillerin sayısı netlik kazanmamıştır.
Bir bütün olarak kabul ettiğimiz dilin elbette alt dalları olacaktır. Bunlardan birisi “ana dil” kavramıdır. Ana dil, lehçelerin, şivelerin bütününün oluşturduğu dil olarak tanımlanmaktadır. Bu terim Türkçe Sözlük’te “kendisinden başka diller veya lehçeler türemiş olan dil” şeklinde açıklanmaktadır.
Dilin alt dallarını ise,
• Lehçe
• Şive
• Ağız
oluşturmaktadır.
    Lehçe: Lehçe kendi kelime dağarcığı ve grameri olan sözel (sözlü veya işaretli olan ama mutlaka yazılı olmayabilen) bir iletişim sistemidir. Diyalektle uğraşan ilim kolu ise diyalektoloji olarak adlandırılır. Lehçeyi konuşan kişilerin sayısı ve bölgenin büyüklüğü değişir. Bu yüzden geniş bir bölgede pek çok lehçe olabileceği gibi o lehçelerin konuşulduğu daha küçük bölgelerde de başka lehçeler olabilir.
    Şive: Daha yeni zamanlarda bir dilden ayrılarak ses ve şekil ayrılıkları gösteren dil kollarıdır. Aradaki bazı ayrılıklara rağmen, bu şivelerin bazı özelliklerinin bilinmesi hâlinde anlaşma kolaylaşmaktadır. Bu yüzden dillerin şiveleri birbirleriyle anlaşabilen kollarıdır. Türkçe şive dallanmasının en belirgin görüldüğü bir dildir. Aslında bunların eskiden ağız durumunda oldukları, sonradan şiveye dönüştükleri görülür. Günümüzde Oğuzca, Kazakça, Özbekçe, Kırgızca ve Türkmence Türkçenin şiveleridir. Türkiye Türkçesi ve Azerî Türkçesi Oğuzca temeline dayalı yazı dilleridir.
    Ağız: Bir şive içinde bulunan ve söyleyiş farklarına dayanan dilin küçük kollarına, değişik bölge ve şehirlerindeki halkın kelimeleri söyleyiş farklılıklarına ağız denir.
Ankara ağzı, Sivas ağzı, Antep ağzı, Karadeniz ağzı gibi.

 Dilin Ortaya Çıkışı
 
    Her milletin dil adı verilen ve kendine has özellikleri bulunan bir anlaşmalar sistemi vardır. Kaynaklar, bugün yeryüzünde 2500–6000 arasında dilin varlığından söz etmektedir. Dil-lehçe-şive ayrımının yapılamamasından ve yeryüzünün pek çok yerinde yazıya geçirilmemiş, işlenmemiş dillerin bulunmasından dolayı hâlâ yeryüzündeki dillerin sayısı netlik kazanmamıştır.
Yeryüzünde bugün konuşulan dillerin hepsi az çok gelişmiş sistemlerdir. Her millet kendi toplum yapısına göre yani ayrı gizli antlaşmalarla dillerini şekillendirmiş ve böylece dünyadaki kavim sayısı kadar dil oluşmuştur. Her milletin dili, Türkçemizde dil yapım ekinin (- ca, - ce, - ça, - çe) millet adına eklenmesiyle adlandırılmaktadır: Türkçe, Japonca, Arapça, İngilizce, gibi. Dünyada konuşulan dillerin ne zaman, nerede ve nasıl doğduğu bilinmediği için bilim adamları bu konu üzerinde değişik fikirler ortaya koymuşlardır. Kimi bilim adamları dünyadaki dillerin tek bir kaynaktan çıktığını, kimileri de dillerin ayrı ayrı kaynaklardan doğduklarını ileri sürmüşlerdir. Böylece dillerin doğuşu ile ilgili çeşitli kuramlar ortaya çıkmıştır:
    Yansıma Kuramı : Alman bilim adamı Max Müller tarafından ortaya konulan ve dillerin insanların tabiattaki sesleri taklit etmeleri neticesinde doğduğunu savunan kuramdır. Hayvanların çıkardığı sesler, suların şırıltısı gibi doğal seslerin taklidine dayanır. Bir dilde bu yolla oluşmuş kelimelere ise yansıma kelimeler adı verilir. Örneğin arıların çıkardığı “vız” kelimesi, sert cisimlerin çarpışması sonucu çıkan “tak” kelimesi gibi. Türkiye Türkçesindeki melemek, miyavlamak, şırıldamak, patlamak, gürlemek, çatırdamak, çıngırak, üfürük gibi doğadaki sesleri yansıtan, taklit eden sözcükler bütün dillerde bulunmaktadır. Örneğin, Türkçedeki “miyavlamak” eylemi benzer bir şekilde Almancada “miauen”, İngilizcede “meow, miaow”, Fransızcada “miauler”dir.
Ünlem Kuramı : İnsanların çeşitli olaylar veya durumlar karşısında çıkardığı, duygularını ve iç dünyasını yansıtan ünlemlerden dilin doğduğunu savunan kuramdır. Bu kuramı savunanlara göre bu ünlemler zamanla kelimelere dönüşmüşlerdir. Bunlar da zamanla dilin ilk kelimeleri olmuştur. Örneğin, insanların bıkkınlık, yorgunluk gibi durumlarını anlatmak için kullanılan “of” kelimesi gibi.

    İş Kuramı : Bu kuramı savunanlara göre diller, insanların birlikte çalışmaları esnasında çıkardıkları seslerin birleşmesi, bu seslerin zamanla eylemleri ve varlıkların adları olan isimleri oluşturması şeklinde meydana gelmiştir.
Ruh Bilimsel Kuram : Bu kurama göre diller, konuşamayan ilk insanların duygu ve düşüncelerini anlatmak için birtakım sesler çıkarmaları, her sese ait bir jest ve mimik yapmaları şeklinde ortaya çıkmıştır. Kelimeler bu hareketler esnasında çıkarılan seslerden ortaya çıkmıştır. Bu kuramda diller mimik, benzetme ve semboller basamağı olmak üzere üç aşamadan geçerek günümüzdeki hale ulaşmıştır.
    Güneş-Dil Kuramı : Türk dilinin çok eskilere dayanması ve başka dillere kaynaklık edebileceği düşüncesinden hareketle Türk dilcileri tarafından ortaya atılan bir kuramdır. Bu kurama göre dillerin doğuşunda en önemli etken güneştir. Çünkü güneş ılığı, aydınlığı, ateşi, büyüklüğü, hareketi, rengi, yüksekliği gibi özellikleri yönüyle insanları etkilemiş ve güneşle ilgili birçok kavram ortaya çıkmıştır. Bu kelimeler de bir dilin ilk kelimeleri olmuştur. İnsanların taptığı güneş, konuşma dilinin ilk fenomenini oluşturduğundan kurama bu ad verilmiştir.

Dilin Özellikleri

    1. Dil bir anlaşma aracıdır. İnsanlar duygu, düşünce, istek ve kanılarını dil aracılığıyla karşısındaki insanlara anlatmaktadır. Dilin asıl görevi toplumda yaşayan insanlar arasında bir anlaşma aracı olmasıdır. “İnsanlar duygularını, düşüncelerini, fikirlerini, hükümlerini birbirlerine nakletmek, meramlarını birbirlerine anlatmak için dil denilen vasıtaya başvururlar. İnsanlar duygu ve düşüncelerini karşısındaki insanlara söz veya yazıyla, kısaca dille aktararak iletişim kurarlar.
    2. Dilin temeli bilinmeyen bir zamanda atılmıştır. Dilin ne zaman doğduğu, nasıl doğduğu kesinlik kazanmamış bir konudur.
    3. Dil bir kurallar dizgesidir. Her dilin kendine özgü kuralları vardır. Bu kurallara dil/dilbilgisi kuralları adı verilir. Ağızdan çıkan her ses konuşmayı oluşturmaz. Bu sesler belirli kurallar doğrultusunda yan yana gelerek seslemi (hece), sesletimlerin yan yana gelmesi sözcükleri, sözcüklerin yan yana gelmesi cümleleri (tümce) oluşturmaktadır. İşte bu yan yana gelişler bir kurallar zinciri doğrultusunda olur. Dil kuralları, dili konuşan milletlerin dil mantığının, kulak ve gırtlak yapısının prensipleridir. Dillerde kurallar herhangi bir kanun koyucunun rehberliği ve etkisiyle ortaya çıkmamıştır. Bunlar dille birlikte var olup bir dilin diğer dillerden ayrılmasını sağlar.
   4. Dil sosyal bir kurumdur. İnsan sosyal bir canlıdır. Tek başına yaşamaz, yaşayamaz. Bir toplum içinde toplumla birlikte yaşamak zorundadır. Onun kullandığı dil de sosyal bir kurumdur. İnsan konuşma yetisiyle doğar; ama kullanacağı dil doğduğu toplumda vardır. Yani birey dili hazır bulur. Dil, bireylerin üstünde, toplumun malı olan ve bütün toplumu içine alan bir kurumdur. Bir dilin söz varlığı (kelimeleri, atasözleri, deyimleri) o dilin sosyal hayatı ile ilgili bilgi veren unsurlardır. Çünkü bir milletin dünyayı algılayışı, yaşam felsefesi ve değerleri onun kelime hazinesine yansır ve kelime hazinesi de bu çerçevede şekillenir. Daha somut bir ifade ile kültür ve kültür unsurları ve bulunulan coğrafyanın özellikleri o dilin söz varlığını şekillendirir. Dilin kelimelerini inceleyen bir insanın, o dili konuşan toplumun kültürü ve milletin çeşitli özellikleri hakkında bilgi edinebilmesi mümkündür. Örneğin Türkçede “at” ile ilgili deyimlerin ve atasözlerinin çok olması Türklerin kültürel yaşamında atın ne denli önemli olduğunu gösterir. (Atı alan Üsküdar’ı geçti, at sahibine göre kişner, at binenin kılıç kuşananın gibi.) Arapçada da “deve” ile ilgili onlarca kelimenin olması Arapların sosyal hayatında devenin önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bu örneklerden hareketle dilin, bir milletin sosyal hayatıyla yakından ilgili olduğunu söylemek mümkündür.
   5. Dil kültürün aynasıdır. Dil bir toplumun kültürünün özelliklerini kendisinde taşır. Kültürün önemli bir ögesi olan dil aynı zamanda kültürün gelişmesini sağlar. Kültürün gelecek kuşaklara taşınması dilin yardımıyla olur.
   6. Dil doğal bir araçtır. Dilin en önemli özelliklerinden birisi onu doğal olmasıdır. Dil insanların kullandığı herhangi bir araca benzemez. İnsan kendisinin ürettiği araçlara istediği biçimi verebilir, onu yönlendirebilir; ama dilin doğallığı buna engel olur. Dilin kendi kuralları vardır.
İnsanlar bu kurallara uyarak dilden yararlanabilirler. Çevremizde gördüğümüz “çiçek, ağaç, inek” gibi varlıkların yaratılıştan gelen özelliklerini değiştirmek mümkün değildir. Bunu yapmak da onların tabiatını bozar. Aynı şekilde dilin yapısını değiştirmek de mümkün değildir. Dil kendi doğallığı içerisinde varlığını devam ettirir. Dile sonradan bazı uydurma kelimelerin empoze edilmeye çalışılması karşısında başarısız olunması, dilin bu kelimeleri reddetmesi onun doğallığının bir göstergesidir. “Nasıl ki canlılar bünyelerine uygun şartlar içinde yaşayabiliyor ve gelişebiliyorlarsa; dil de kendi yapısına ve bünyesine uygun şatlar içinde gelişir, kendi varlık şartlarına uymayan nesneleri tabiî yoldan çıkarıp atar.” (Göker, 2001: 23). Dil yapay bir varlık olsaydı insanlar farklı farklı diller kullanmazlar, tek bir dil ortaya koyarlar ve dünyadaki tüm insanlar bu dili konuşurlardı. Bu amacı gerçekleştirmek için Esperanto denilen yapay bir dilin ortaya konulması ve bunun başarısızlığı dilin doğallığının en çarpıcı örneği olarak bilinmektedir. Dil yapay bir araç değildir. Esperanto dilinin kullanılmayışının, yaygınlaşmamasının bir nedeni de budur. Dil maddi bir araç gibi oluşturulamaz. Oluşturulmaya çalışıldığı zaman doğallığı yok olur, kendi kendini üretmez.
   7. Dil canlı bir varlıktır. Dil kendi kuralları doğrultusunda gelişen canlı bir varlıktır. Canlılığın en önemli göstergesi değişmeye, gelişmeye ve zamanla farklılaşmaya açık olmasıdır. Bu değişmeler ve gelişmeler dile uzun tarihi boyunca serpilen ve zaman içinde süzülüp gelen bir görünüm kazandırır. Fakat dilin tarihinde görülen bu aşamalar, değişiklikler ve gelişmeler dil kuralları çerçevesinde gelişim gösterir. Dil de canlı bir varlık gibi doğar, büyür, gelişir, değişir ve ölür. Bunun en güzel örneği dili oluşturan ögelerden sözcüklerin zaman içinde uğradıkları değişikliklerdir. Günümüzde, Türkiye Türkçesinde değişikliğe uğramış veya kullanılmayan birçok Türkçe sözcük vardır. Bugün kullanılan Türkçe de zaman içinde dilin kendi kuralları doğrultusunda değişecektir. Dilin donup kalması olası değildir. Bu özelliği dilin kelimeleri üzerinde daha açık olarak görmek mümkündür. Eskiden kullanılan ve Türk göçebe kültürünün ayrılmaz bir parçası olan “otağ”(çadır) kelimesi, Türklerin yerleşik hayata geçişleriyle unutulmaya yüz tutmuş ve zamanla da kullanımdan kalkmıştır. Aynı şekilde günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan “bilgisayar” kelimesi yakın zamanlara kadar sözlüklerimizde yoktu. Günümüzde kullandığımız bazı kelimelerin gelecekte yok olacağını söylemek veya şimdi var olmayan kelimelerin gelecekte söz hazinemizde bulunacağını ifade etmek mümkündür. Toplumsal yaşamımız değiştikçe dilimizdeki sözcüklerin bir kısmı da bu değişimden nasibini alacaktır. Dilin canlı olmasının diğer bir göstergesi de bazı kelimelerin seslerinde meydana gelen değişiklerdir. Örneğin eskiden “tokkuz” şeklinde söylenilen bir kelime, günümüzde ses değişimine uğrayarak “dokuz” şeklinde kullanılmaktadır. Bu örnekleri şöyle çoğaltmak mümkündür:
bedük>büyük, emdi>şimdi, edgü>iyi, köz>göz …
yabız (kötü) (Eski Türkçe) > yavuz “iyi” (ses ve anlam değişikliği ile)
    8. Dil milletlere özgüdür. Bir milleti millet yapan, onu ayakta tutan ve diğer milletlerden ayıran unsurların başında dil gelir. Her milletin kendine özgü bir dili vardır. Bu yüzden diller millî bir özellik arz ederler. Her milletin konuştuğu dil, millet adıyla anılır. Örneğin Türk/Türkçe, Alman/Almanca, Arap/Arapça gibi. Muharrem Ergin bu konuda şunları ifade etmektedir: “Dil bazı insanların veya zümrelerin değil, bütün bir milletin ortak malıdır. O yalnız, yaşayan neslin değil, ecdadın da torunların da üzerinde hakkı olan derinliğine ve genişliğine bütün bir millet malıdır, millet emanetidir, millet mirasıdır, millet istikbâlidir”.
    9. Gizli anlaşmalar sistemidir: İlk insanların nasıl anlaştığı ve milletlerin niçin farklı diller kullandığı günümüzde farklı yaklaşımlarla/teorilerle açıklanmaya çalışılmaktadır. Bunun sebebi ise dillerin nasıl ortaya çıktığının bilinmemesidir. Sanki bu bilinmeyen zamanda bir milletin fertleri canlı ve cansız varlıkları, kavramları, hareketleri karşılayan kelimeler, kelimeler arası ilişkiler ve bunların sıralanması üzerinde gizli bir anlaşma yapmış gibidirler. Bu yüzden bir milletin fertleri aynı varlık veya kavramı aynı kelime ile karşılarlar. Örneğin, bütün Türkler taşa “taş”, dağa “dağ” demek hususunda anlaşmışlardır; bu yüzden aynı kelimeyi kullanırlar. Bu sözleşme ve anlaşmayı her millet ayrı ayrı yaptığı için her milletin ayrı bir dili olmuştur. Örneğin aynı varlığa Türkler “taş”, İranlılar (Farslar) “seng”, Araplar “hacer”, Ruslar “kamen”, Almanlar “stein”, İngilizler “stone” demişlerdir. Bu adlandırmaların nerede, ne zaman ve nasıl olduğu bilinmemektedir. Kelimeler arası ilişkiler ve sıralanışı da her millette farklıdır. Çünkü her milletin gizli anlaşmalar sistemi vardır ve bunun temeli bilinmeyen zamanlarda atılmıştır.
    10. Dil seslerden örülüdür. Dil seslerden oluşmuş bir sistemdir. Fakat bu ses tabiattaki sesler gibi tesadüfî değil, insanın ses yolunda belirli şekillerde oluşmuş ve biçimlenmiş sestir. Bu şekilde biçimli ses sayısı sınırlıdır ve yaklaşık elli civarındadır. Oysa insanın ses çıkarma yetisi yüzlerce sesi çıkarmaya uygundur. Fakat dilde biçimlenmiş seslerin değeri vardır. Seslerin değişik şekillerde ve sistemlerde bir araya gelmesinden dünya üzerinde çeşitli diller meydana gelmiştir. Bu sayı bugün ortalama olarak 2500–6000 olarak tahmin edilmektedir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar